Güner Kuban, ailesinin yaşamak zorunda bırakıldığı sürgün nedeniyle Yunanistanın Atina şehrinde Pire limanındaki bir hastanede dünyaya geldi. Altı aylıktan beş yaşına kadar Atinadaki Sn.Joseph Fransız okulunda büyüdüğü için sadece Fransızca konuşabilen çocuğun adı Maria Josephinedi. Türkiyeye dönebildikleri zaman henüz küçük bir çocuk olan Güner Bandırmada Vatan haininin çocuğu çığlıklarıyla her kovalandığında , Size bir gün vatan haininin çocuğu olmadığımı ispat edeceğim diye ant içerdi. Kaçan kovalayandan daha hızlı koşmak zorunda kaldığı için Güner ileriki yıllarda okulda yüz metre koşu şampiyonu olmuştu. İlkokulu Ankara da Mimar Kemal okulunda bitiren Güner, İstanbuldaki Alman Lisesin de okurken Ürdünden gelen o zamana kadar hiç tanımadığı babasına kavuşur. Resim tahsili yapmak için gittiği Almanyada mimarlık mesleğini seçen Güner maaşla çalışmayı, paralı kölelik diye tanımladığından ailesine yük olmamak için çok küçük yaşta başladığı iş hayatında hep kendi patronu olmuştur. Pariste yaşarken bir hafta sonu gittiği Amsterdamı ve tolerans şampiyonu Hollandalıları öylesine sevmiştir ki oraya yerleşmekle kalmamış Hollanda vatandaşı olmuştur. Amsterdamda Hollandanın bütün el sanatlarının yapılışının sergilenerek satıldığı Port van Amsterdam adlı turistik merkez Kraliçenin ve binlerce kişinin katılımıyla açılmıştı. Kraliçenin sarayına çok yakın olan sekiz klasik yapıyı içeriden kırarak barlar, restoranlar ve Diamond club adlı müthiş şık ve kaliteli gece kulübünün kırk sekiz günde bitmesine şaşıran Hollandalılar Günerin iç mimarideki ustalığına da hayran kalmışlardır. Kendi parası ve hatta gazetesi olan bu kompleks turistlerin ve Hollandalıların göz bebeği olmuştur. Aynı zamanda kışlarını Miami Golden Beachte evinde geçirmekteydi. Küçük yaştan beri gazete ve dergilerde yazıları ve öyküleri yayınlanan Güner Kubanın Aktüel dergisine yaptığı röportajlar hep kapak olmuştu. Amerikadaki Alcor Creonik sosyetesiyle yaptığı röportaj çok ses getirmiştir. Kuban, Alcor firmasıyla 1992 yılında dondurulma anlaşmasını imzaladığında şirketin Türkiye temsilciliğini de almış ve o zaman 16 Türk anlaşma imzalamak için kendisine başvurmuş. Ama bugün o isimlerin kimler olduğunu söylemiyor. Kendisinin dondurulmayı istemesinin nedenini ise şu sözlerle anlatıyor: “Ben diğer insanlar gibi yaşamaya çok meraklı olduğumdan, hayatımı sürdürmek istediğimden dolayı imzalamadım bu anlaşmayı. Tek istediğim kısa bir süreliğine de olsa gelecekte dünyanın nasıl olduğunu görebilmek. İleri teknolojinin gelişimini, ışınlanmanın, zaman makinesinin icat edildiğini, diğer güneş sistemlerinin keşfedildiğini görmek istiyorum. 80 yıl içerisinde, dondurulan insanların yeniden hayata döndürülebileceğine inanıyorum çünkü nano teknoloji inanılmaz ilerliyor. Hatta istediğiniz yaşta uyanabileceksiniz. Ben 17 yaşımda uyanmak istiyorum. 50 yılda bir, birkaç haftalığına uyansam yeter bana.” Dünyada ilk canlı olarak dondurulacak kişi olmayı hedeflediğini söyleyen Kuban, Türkiyenin ilk Creonik kadını unvanını almıştır. Güner Kuban ile bu konuda yapılan söyleşilerde buzda yaşamayı seçen insanların isimlerini vermesinin yasak olduğunu sadece İstanbulda çok ünlü birinin cenazesine katılanların arkasında yürüdükleri tabutun boş olduğunu bilmediklerini söylemekle yetinmiştir. Fransız okulunda çok küçücükken bile, büyüyünce ben bir yazar olacağım yoksa intihar ederim diyen çocuğun kendini ve sevdiklerini refah içinde yaşatmak için verdiği yaşam mücadelesi arasında yazdığı kitap çeşitli dillere çevrilmişti. Otuz beş yıl yurt dışında yaşarken küçükken kendine verdiği andı hiç unutmayan Güner Kuban yaşam misyonu olan elinizdeki kitabı yazabilmek için Türkiyeye döndü. Başkalarına evler çizen Güner Kuban nihayet Ege sahilinde kendine de bir villa yapabilmiştir. Amerikadan geldiği ilk yıllarda televizyonlardaki dizileri görünce daha iyisini yapabileceğini düşünen Güner Kuban Mavi Gerilim adlı bir tv dizisinin senaryosunu yazarak bu projeyi ATVye satmıştır. Yönetmenliğini Osman Sınavın üstlendiği projeyle ilgili kendisiyle yapılan söyleşilerde Güner Kuban bu dizide mahalle verilik, alaturkalık, geri zekalılık olmayacak iddiasındaydı. Osman Sınavın reyting endişesiyle değiştirdiği dizinin adı Mavi Düşler olmuş, mahalle verilik, alaturkalık olmamasına rağmen geri zekalılık tam gaz gittiği için Güner hayal kırıklığına uğramıştır. Egeye yerleşince zeytin ağaçlarından etkilenmemenin kaçınılmaz oluşu onun Türkiyenin geleneksel metotlarla yapılan en saf zeytinyağı olan Peridotu yapmasına neden olmuştur. İsmini Kleopatranın en sevdiği mücevher taşından alan bu zeytinyağını İtalyanın Frenze şehrinde yaptırdığı camdan anfora biçimindeki şişeler içerisinde İstanbul, Ankara ve İzmirin en seçkin şarküterilerinde ve zeytinyağı butiklerindeki raflarda baş köşeye oturmuştu.

Güner Kuban Ege sahilindeki evinde bu planetteki yaşamının kalan süresini yazarak geçirmeye karar vermiştir.